|
Bizans Sarayı'nın üstüne otel inşaatı rezaletini Milliyet haber verdi. Fotoğraflarla durumun vahametini gösterdi. Güneri Cıvaoğlu "Tarihi beton tabuta gömmek" dedi. "Aynı otel zinciri, Roma'da bunu yapabilir mi?" diye sordu. Cevabını da verdi: "Aklından bile geçiremez.
" Kültür Bakanı bu haberle öğrendiği durumdan rahatsız olduğunu açıkladı ve "İzin kararının incelenmesi için talimat verdi." Bununla, iş geriye doğru genişlemeye başlamış olmalı ki ertesi gün Kurul Başkanı kendi aldıklarının 'hafif bir karar' olduğunu söylerken eski bakan Atilla Koç da 'Yanlış karar almadığını' bildirdi. Bir yandan da, bu son kararı veren kurulun yapısı üstüne bilgiler yayılmaya başladı. Konu genişleyecek gibi görünüyor. İyi. Genişlesin. Çünkü söylenecek çok şey var. Güneri Cıvaoğlu'nun sorusuna döneyim: "Aynı otel zinciri, Roma'da bunu yapabilir mi?" Zincir aynı olduğuna göre, niye yapamasın -'aklından bile geçirme'sin? Zincir aynıysa fark Roma ile İstanbul'un arasında olmalı. Demek buranın öyle bazı özellikleri var ki, aklından geçirdiği gibi inşaata başlayıp yol alması da işten değil. Yol alırken durmak zorunda kalması bir rastlantı -kuraldışı olan o. Niçin böyle olabiliyor? Sözü edilen yerin az ilerisinde Sphendon var: Hipodrom'un güney ucu. Siz Roma'da Colosseum'dan kalmış bir bölümün, tepesinde 'ticaret lisesi' filan, öyle bırakılacağına ihtimal verir misiniz? Her şey bir yana, içine girip bakacak turistlerin vereceği para uğruna olsun, bu binayı kamuya açmaz mısınız? Sultanahmet'teki Arasta'nın karşısında, sokağın dirsek yaptığı yerde, ne bakanlığı olduğunu şimdi unuttuğum, bir bakanlığa bağlı bir yer var. Bahçe gibi bir 'şey' içinde. Ama o bahçenin bir yanında Bizans'ın Bukalem Sarayı'nın kalıntıları var. Onlar da öyle duruyor, kimse görmeden, kimse el sürmeden. Bizans'ın 'Büyük Saray'ı bu... Şimdi bu gürültüye yol açan, üstüne otel yapılan kalıntıların az aşağısında Magnaura Sarayı var, gene Bizans'tan kalma. Bu yakınlarda burada bir şeyler yapmaya başladılar. Umarım bir estetiğe göre yapılır, umarım ne yaptığını bilen insanların elindedir. Bir zamanlar, bölgede belediye başkanlığı yapmış bir MHP'linin 'özel mülk'ü olduğunu öğrenmiştik. Sultanahmet Meydanı'nda, Adliye'nin yanında, azizelerden Euphemia'ya adanmış kilisenin kalıntıları el sürülmeden duruyor. Bu yakınlara kadar, duvarında bir fresko seçilebiliyordu. Şimdi seçilmiyor. Gene Arasta'nın karşısında, sokak boyunca giden o duvarın arkası baştan aşağıya arkeolojik sit bölgesiydi. Oraya birkaç katlı bir otel yapıldı. Uzun süre bu da durdurulmuştu. Rahmetli gazeteci Erhan Akyıldız görüşme sırasının geldiği günlerde Belediye Meclisi'ne gider oturur, konuşamadan gene ertelerlerdi. Ama şimdi otel çalışıyor. Daha aşağılarda 'askeri bölge'. Kıyıda, surlarda, yarı yıkık Bizans kilisesi ve manastır kalıntısı. Başkalarını da sayabilirim. Ama bu kadar yeter. Şimdi anlaşılıyor mu, bu otel zincirinin Roma'da aklına gelmeyecek şeyin İstanbul'da niçin aklına geleceği? Niçin izin de geleceği? Tarihe karşı inanılmaz derecede duyarsız, aldırışsız bir toplumuz. Bunun böyle olduğu besbelli ve zaten bilmeyen yok. Ama söz konusu tarih bir de 'Bizans' olunca, sorun yalnızca 'duyarsız' ve 'aldırışsız' olmakla sınırlı kalmıyor. Burada özel bir tutum, özel bir politika var. Gidip yıkıntı yıkmak, açıkça yapılınca, bütün dünyada çok tepki uyandıracak bir eylem. Onun için, bunu böyle, çaktırmadan yapacaksınız. Başka pek çok şey gibi bu politikanın gerisinde de milliyetçilik var. Kurum olarak böyle işlerle kim uğraşır, bilemem. Uğraşmanın böylesi gizli yapılacağına göre, bilmemem de normal. Ancak, kurum hangisi (hangileri) olursa olsun, uğrunda ve emrinde davrandığı ideoloji Türk milliyetçiliğidir. Böyle bir vandalizm hâlâ egemen olmasa, İstanbul'un şu andaki tarihi servet ve güzelliğini, hemen birkaç yıl içinde, iki katına çıkarırız. Kaç kere yazdım söyledim, madem yeni 'okazyon' doğdu, bir kere daha söyleyeyim -en az iki katına. |